27 Ocak 2010 Çarşamba
Yaseminlerim
21 Ocak 2010 Perşembe
Elmalı Kurabiye
Malzemeler
Yarım paket yumuşamış margarin
1 çay bardağı sıvıyağ
1 çay bardağı yoğurt
1 çay bardağı pudra şekeri
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
Aldığı kadar un
İç Harcı için
2 büyük elma
3-4 yemek kaşığı tozşeker
1 yemek kaşığı tarçın
İri parçalı fındık ya da ceviz
Yapılışı
İyice yumuşamış margarin, pudra şekeri, yoğurt ve vanilya birbirine iyice yedirilir.
Karışıma yavaş yavaş un ve kabartma tozuda eklenir. Hamur ele yapışmayacak kıvamda olmalı fakat sert olmamalıdır.
İyice yoğrulduktan sonra üzeri peçeteyle örtülüp dinlenmeye bırakılırken bu arada elma rendelenir ve 3-4 yemek kaşığı şekerle tavada karıştırılarak 5 dk. pişirilir.
İçine tarçın ve fındık eklenerek soğumaya bırakılır.
Hamur 3 eşit parçaya bölünür. Her beze bir servis tabağı büyüklüğünde açılıp 8 ile 12 arası dilimlere ayrılır.
Hazırlanan içten koyulup rulo şeklinde çok sıkıştırmadan sarılır.
Yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizilir. 175 derece fırında fazla kurutmadan üzeri pembeleşinceye kadar (hızlı pişerse ısıyı düşürebilirsiniz) pişirilir.
Soğuyunca üzerine pudra şekeri serperek servis edilir.
Tarife burdan da ulaşabilirsiniz.
Afiyet Olsun
Aşure
Krep Böreği
18 Ocak 2010 Pazartesi
Can Dündar
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse...
elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse,
kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O’ysa... her filmin kahramanı O... her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.